Ekosistem dengesini ve biyoçeşitliliği simgeleyen, turuncu çiçekler üzerinde polen toplayan Monarch kelebeği yakın çekim doğa fotoğrafı.

Biyoçeşitlilik: ESG'nin Yeni "Kapsam 3"ü mü?

Biyoçeşitlilik: ESG'nin Yeni "Kapsam 3"ü mü?

Biyoçeşitlilik, ESG gündeminde yeni bir konum kazanıyor. Tıpkı bir zamanlar göz ardı edilen ancak bugün yatırımcıların en yakından takip ettiği Kapsam 3 emisyonları gibi, biyoçeşitlilik de şirketlerin doğrudan operasyonlarının ötesinde şekillenen ama finansal sonuçları doğrudan hissedilen bir risk alanı olarak öne çıkıyor. 

Biyoçeşitlilik, ESG gündeminde yeni bir konum kazanıyor. Tıpkı bir zamanlar göz ardı edilen ancak bugün yatırımcıların en yakından takip ettiği Kapsam 3 emisyonları gibi, biyoçeşitlilik de şirketlerin doğrudan operasyonlarının ötesinde şekillenen ama finansal sonuçları doğrudan hissedilen bir risk alanı olarak öne çıkıyor. 

Biyoçeşitlilik, ESG gündeminde yeni bir konum kazanıyor. Tıpkı bir zamanlar göz ardı edilen ancak bugün yatırımcıların en yakından takip ettiği Kapsam 3 emisyonları gibi, biyoçeşitlilik de şirketlerin doğrudan operasyonlarının ötesinde şekillenen ama finansal sonuçları doğrudan hissedilen bir risk alanı olarak öne çıkıyor. 

2 Şub 2026

Yazan: Şeyma Yılmaz Köse

Son yıllarda şirketler için risk kavramı sessizce ama köklü bir şekilde değişiyor. Artık yalnızca faiz oranları, emtia fiyatları ya da jeopolitik gelişmeler değil; toprak verimliliği, su rejimleri ve ekosistemlerin dayanıklılığı da finansal planlamanın parçası haline geliyor. Daha açık bir ifadeyle doğa kaybı, soyut bir çevresel sorun olmaktan çıkıp; ölçülen, fiyatlanan ve bilanço kalemlerine yansıyan bir risk haline geliyor. 

Bu dönüşüm, şirketleri alışık olmadıkları bir soruyla karşı karşıya bırakıyor: Kontrol alanları dışında gerçekleşen doğa tahribatı, şirket değerini nasıl etkiliyor? Tedarik zincirinde ortaya çıkan bir ekosistem bozulması, hammadde fiyatlarını, sigorta maliyetlerini ya da üretim sürekliliğini nasıl değiştirebiliyor? 

İşte bu noktada biyoçeşitlilik, ESG gündeminde yeni bir konum kazanıyor. Tıpkı bir zamanlar göz ardı edilen ancak bugün yatırımcıların en yakından takip ettiği Kapsam 3 emisyonları gibi, biyoçeşitlilik de şirketlerin doğrudan operasyonlarının ötesinde şekillenen ama finansal sonuçları doğrudan hissedilen bir risk alanı olarak öne çıkıyor. 

Kapsam 3 emisyonlarının iklim eyleminin gerçek karmaşıklığını ortaya çıkarması gibi, biyoçeşitlilik de ESG'de bir sonraki büyük sınır haline geliyor. Bu nedenle giderek daha fazla uzman, biyoçeşitliliği "ESG'nin yeni Kapsam 3'ü" olarak tanımlıyor. 

Neden "Kapsam 3" Benzetmesi? 

Bu benzetme rastgele yapılmış bir analoji değil. Kapsam 3 emisyonlarını hatırlayalım: şirketin doğrudan kontrolü dışındaki, ama yine de sorumlu olduğu karbon ayak izi. Tedarikçiler, lojistik, müşteri kullanımı ve benzeri noktalarla ölçmesi zor, yönetmesi karmaşık; ancak görmezden gelindiğinde iklim stratejisinin yarısı eksik kalıyor. 

Biyoçeşitlilik de tam olarak böyle işliyor. 

Bir şirketin doğa üzerindeki etkisi çoğunlukla kendi tesislerinin sınırlarının ötesinde ortaya çıkıyor. Tedarik zincirinde kullanılan araziler, su kaynakları, hammadde çıkarımı, dolaylı ekosistem etkileri gibi unsurlar bu etki alanını genişletiyor. Kontrol kısmen sınırlı, ama finansal risk tamamen şirketin üzerinde. 

Bu yapı, şirketleri zorlu bir denkleme sokuyor: Doğrudan yönetemediğiniz ama sonuçlarından kaçamayacağınız bir risk alanı. 

Biyoçeşitlilik Kaybı Neden Finans Meselesi? 

Uzun yıllar boyunca biyoçeşitlilik kaybı çevresel bir sorun olarak ele alındı. Koruma altına alınması gereken türler, kaybolmakta olan habitatlar, hassas ekosistemler ve benzeri konular doğa koruma alanının konularıydı. Ancak son dönemde yapılan araştırmalar, ekosistemlerin bozulmasının şirketler için doğrudan finansal sonuçlar doğurduğunu net biçimde ortaya koyuyor. 

Su döngüsü zayıflıyor mu? Tarım ve üretim şirketleri için maliyet artıyor. Toprak verimliliği düşüyor mu? Gıda tedarik zinciri risk altına giriyor. Tozlaşma hizmetleri azalıyor mu? Küresel tarımsal üretim tehdit altında.  

Bu tür etkiler artık sadece CSR raporlarında yer alan başlıklar değil; risk yönetimi toplantılarında tartışılan gündem maddeleri haline geliyor. Çünkü finans kurumları, yatırımcılar ve derecelendirme kuruluşları biyoçeşitlilik kaybını giderek daha fazla fiyatlandırılabilir bir risk olarak değerlendiriyor. 

Regülasyonlar Devreye Giriyor: ESRS E4 

Bu dönüşümün en somut göstergelerinden biri, Avrupa Sürdürülebilirlik Raporlama Standartları kapsamında yayımlanan ESRS E4 Biyoçeşitlilik ve Ekosistemler standardı. ESRS E4, şirketlerden yalnızca "doğayı koruyoruz" türünden, havada kalan ve somutlaştırılmayan genel taahhütler beklemiyor. Bunun yerine çok daha spesifik bir çerçeve sunuyor: 

  • Faaliyetleriniz ekosistemler üzerinde nasıl bir etki yaratıyor? 

  • Bu ekosistemlere hangi açılardan bağımlısınız? 

  • Değer zinciriniz boyunca arazi kullanımı, habitat kaybı ve ekosistem bozulması nasıl şekilleniyor? 

Dolayısıyla, kapsam yalnızca şirketin kendi operasyonlarıyla sınırlı değil. Tıpkı Kapsam 3 emisyonlarında olduğu gibi, değer zinciri boyunca ortaya çıkan etkiler de raporlamanın doğal bir parçası olarak değerlendiriliyor ve süreç bütünüyle ele alınıyor. 

TNFD ile Doğayı Risk Diline Çevirmek 

Regülasyonların yanı sıra, son dönemde öne çıkan en önemli gönüllü çerçevelerden biri de Taskforce on Nature-related Financial Disclosures (TNFD). İklim tarafında TCFD’nin yarattığı ortak dilin benzeri, biyoçeşitlilik için TNFD ile inşa ediliyor. 

TNFD'nin en değerli katkısı, biyoçeşitliliği iki farklı açıdan ele alıyor olması: etki ve bağımlılık. 

  1. Etki: Şirketin doğa üzerinde yarattığı tahribat nedir? 

  2. Bağımlılık: Şirketin iş modeli hangi ekosistem hizmetlerine dayanıyor?

İkinci boyut özellikle kritik. Çünkü bir şirket doğaya hiç zarar vermese bile, doğaya olan bağımlılığı nedeniyle yüksek risk taşıyabilir. Örneğin, su kaynaklarına yoğun şekilde bağımlı bir içecek şirketi düşünün. Su döngüsünün bozulması, o şirketin operasyonel sürekliliğini doğrudan tehdit eder. 

Ya da tersine bir etki örneği olarak, biyodizel üretimi için palm oil tedarik eden bir şirket, doğrudan orman kesmese bile, tedarikçilerinin tropik ormanları tarım arazisine dönüştürmesi nedeniyle dolaylı olarak habitat kaybına ve karbon salınımına neden olur. Bu etki, şirketin kendi operasyonlarında görünmez ama reputasyon riski, düzenleyici baskı ve tedarik sürekliliği açısından doğrudan şirkete geri döner. 

TNFD, bu tür risklerin finansal dile çevrilmesini sağlayan metodolojik bir zemin sunuyor. 

Ayrıca TNFD, şirketlerin coğrafi bazlı analizler yapmasını öneriyor. Çünkü biyoçeşitlilik riskleri, küresel bir karbon ayak izinden farklı olarak, yerel ve bölgesel dinamiklere son derece bağımlı. Her coğrafyanın kendine özgü ekolojik hassasiyetleri var ve tam olarak bu sebeple biyoçeşitlilik tek bir metrikle ölçülemiyor. 

Somut bir örnekle düşünelim: Su stresi çeken ya da kuraklıkla boğuşan bir bölgede faaliyet gösteren, suya yoğun şekilde bağımlı bir şirket hayal edin. Eğer bu şirket risk değerlendirmesinde su riskini ele almıyorsa, o çalışmayı ne kadar ciddiye alabilirsiniz? Bu nedenle coğrafi bağlam, biyoçeşitlilik değerlendirmelerinin olmazsa olmazı. 

ESRS E4 ve TNFD Birlikte Nasıl Çalışıyor? 

Bu iki çerçeve farklı amaçlarla geliştirilmiş olsa da, pratikte birbirini mükemmel şekilde tamamlıyor: 

  • ESRS E4 şirketlere "ne raporlayacaksınız?" sorusunu yanıtlıyor. 

  • TNFD ise "bu bilgileri nasıl analiz edeceksiniz?" sorusuna metodolojik çözümler sunuyor.

İkisi birlikte kullanıldığında, şirketler hem düzenleyici beklentileri karşılayabiliyor hem de yatırımcıların doğaya bağlı finansal risk sorularına tutarlı yanıtlar üretebiliyor. 

ISSB'den Kritik Bir Adım: Doğa Artık Standart Gündeminde 

2025 yılının sonlarında, küresel sürdürülebilirlik raporlamasında bir dönüm noktası yaşandı. International Sustainability Standards Board (ISSB), doğa ile ilişkili risk ve fırsatlara yönelik yeni bir raporlama standardı geliştirme kararı aldı. Bu karar, biyoçeşitlilik ve ekosistem risklerinin artık "isteğe bağlı" bir konu olmaktan çıkıp, ana akım finansal raporlamanın merkezine taşınacağının güçlü bir işareti. 

ISSB'nin bu adımı özellikle önemli, çünkü Türkiye'de uygulanan TSRS'nin orijinal metinlerinin de mimarı olan bu kurulun, Ekim 2026'da düzenlenecek olan CBD COP17 zirvesine kadar doğa ile ilgili bir taslak standart yayımlamasının beklendiği konuşuluyor. 

Gönüllüden Zorunluya: Biyoçeşitlilik Raporlamasında Yeni Dönem 

ISSB, yeni standart geliştirme sürecinde TNFD (Taskforce on Nature-related Financial Disclosures) çerçevesinden yararlanacağını açıkladı. Bu işbirliği sonucunda TNFD, 2026 yılının üçüncü çeyreğinde mevcut teknik çalışmalarını tamamlayacak ve ISSB'nin  entegrasyonuna odaklanacak. 

Bu gelişme tesadüf değil. TNFD önerilerini benimseyen kuruluş sayısı 733'e ulaşmış durumda ve bu kuruluşlar toplamda 9 trilyon doları aşan piyasa değeri ve 22 trilyon doları aşan yönetim altındaki varlıkları temsil ediyor. Bu rakamlar, doğa risklerinin kurumsal yatırımcılar için ne kadar kritik hale geldiğini net biçimde gösteriyor. 

IFRS S1 ve S2'nin Üzerine İnşa Edilecek Bir Çerçeve 

ISSB'nin yaklaşımı, doğa standartlarını bağımsız bir raporlama hattı olarak değil, mevcut IFRS S1 (Genel Sürdürülebilirlik Gereksinimleri) ve IFRS S2 (İklimle İlgili Açıklamalar) standartlarını tamamlayıcı nitelikte geliştirmek yönünde. Bu, doğa risklerinin iklim riskleriyle birlikte entegre bir şekilde ele alınacağı anlamına geliyor. 

ISSB'nin doğa standardını nasıl yapılandıracağı henüz netleşmemiş durumda. Olası seçenekler arasında yeni bir bağımsız standart, mevcut standartlara eklemeler veya sektörel rehberlikler bulunuyor. Ancak yaklaşım ne olursa olsun, hedef açık: yatırımcılar için karşılaştırılabilir, tutarlı ve finansal açıdan anlamlı doğa bilgisi sağlamak. 

Neden Şimdi? 

Bu gelişmelerin arkasında yatan temel itici güç, yatırımcı talebi. Son yıllarda iklim riskleri için geliştirilen senaryo analizleri, stres testleri ve risk değerlendirme araçlarının artık su kıtlığı, toprak bozulması, ekosistem çöküşü gibi doğa risklerine de uygulanması bekleniyor. Çünkü bu riskler, şirketlerin uzun vadeli değer yaratma kapasitesini doğrudan etkiliyor. 

ISSB Başkanı Emmanuel Faber'in vurguladığı gibi, TNFD çerçevesinden yararlanmak, bu ihtiyacı verimli bir şekilde karşılamayı, parçalanmayı azaltmayı ve önde gelen uygulamaları temel almayı mümkün kılıyor. 

Şirketler için mesaj net: Biyoçeşitlilik artık bir çevre konusu değil, stratejik bir iş riski. Yakında bu risklerin nasıl yönetildiğini açıklamak, iklim risklerinde olduğu gibi, standart bir beklenti haline gelecek. 

Şirketler Nereden Başlamalı? 

Biyoçeşitlilik konusunda en yaygın yanılgılardan biri, "önce tam ölçüm ve nicel veri, sonra hareket" düşüncesi. Oysa araştırmalar, şirketlerin öncelikle niteliksel risk tanımı ve önceliklendirme yapmasının daha sağlıklı bir yol haritası sunduğunu gösteriyor. 

Pratik bir başlangıç şu adımları içerebilir: 

1. Coğrafi Haritalama: Faaliyetleriniz ve tedarik zinciriniz hangi bölgelerde yoğunlaşıyor? Bu bölgelerin ekolojik hassasiyeti nedir? 

2. Bağımlılık Analizi: İş modeliniz hangi ekosistem hizmetlerine dayanıyor? Su, toprak, tozlaşma, iklim düzenleme gibi unsurlara bağımlılığınız ne düzeyde? 

3. Risk Önceliklendirme: Hangi coğrafyalarda, hangi faaliyetler için biyoçeşitlilik kaybı en büyük finansal riski oluşturuyor? 

4. İlk Hedefler ve Aksiyon Planı: Öncelikli risk alanlarında somut hedefler belirleyin. Başlangıçta mükemmel ölçümler yerine, doğru yönde atılan adımlar daha değerli. 

Aşağıdaki grafikte yer alan TNFD'nin LEAP yaklaşımı, şirketlere doğa risklerini adım adım tanımlamaları için yapılandırılmış bir yöntem sunuyor. Bu çerçeve, coğrafi konumdan risk değerlendirmesine kadar tüm süreci sistematik hale getiriyor. 

Yeni Bir ESG Eşiği 

Bugün biyoçeşitlilik, kurumsal sürdürülebilirlik alanında iklimin 5-10 yıl önceki konumunda duruyor: Ölçmesi zor, yönetmesi karmaşık, ama artık göz ardı edilemez. 

Kapsam 3 emisyonları nasıl zamanla ESG raporlamasının merkezine yerleştiyse, biyoçeşitlilik de benzer bir yörüngeyi izliyor. Regülasyonlar sertleşiyor, yatırımcı beklentileri netleşiyor, risk algısı değişiyor. Erken hareket eden ve doğru çerçeveyi kuran şirketler için bu süreç yalnızca bir uyum yükümlülüğü değil; aynı zamanda stratejik bir avantaj anlamına geliyor. Çünkü biyoçeşitlilik artık bir anlatı konusu değil. Risklerin, bağımlılıkların ve finansal etkilerin yönetilmesi gereken yeni bir ESG eşiği. 

Biyoçeşitlilik risk değerlendirmesi, doğa bağımlılık analizi ve TNFD uyumluluğu konularında destek ve sürdürülebilirlik riskleri ve senaryo analizleri alanındaki çalışmalarımız hakkında bilgi almak için bizimle iletişime geçebilirsiniz. 

Referanslar 

IFRS, Objective and scope of standard-setting on nature-related risks and opportunities, Staff paper 

Taskforce on Nature-related Financial Disclosures (TNFD). Aligning Business Strategy with Nature (2025). 

TNFD. LEAP Approach Guidance and Nature-related Risk Assessment Framework. 

Sustainable Investment Institute (SII). Biodiversity and Business Risk: From Environmental Impact to Financial Materiality. 

Liu, Z. (2025). When TCFD Meets TNFD: Can It Revolutionize Corporate Sustainable Risk Management? Business Strategy and the Environment. 

EFRAG. ESRS E4 – Biodiversity and Ecosystems: Standard Requirements and Value Chain Implications. 

Sustainable Investment Institute (SII). Corporate Biodiversity Reporting: Challenges, Gaps and Good Practices. 

Mavi arka plan üzerinde beyaz renkle 'SKDM 2026: Yeni Kurallar ve Uyum İçin Stratejik Hazırlık' başlığının yer aldığı blog kapağı; sağ alt köşede bir masanın etrafında toplanmış, üzerinde SKDM diyagramı bulunan dairesel bir kompozisyon içinde çalışan profesyonel ekip görseli.

SKDM 2026: Yeni Kurallar ve Uyum İçin Stratejik Hazırlık

Avrupa Birliği'nin Sınırda Karbon Düzenleme Mekanizması'ndan (SKDM, EU CBAM) bahsedildiğinde, çoğu kişinin aklına gelen şey oldukça basit: karbon yoğun ithalatlara yönelik bir vergi.

Devamını Oku

Mavi arka plan üzerinde beyaz renkle 'SKDM 2026: Yeni Kurallar ve Uyum İçin Stratejik Hazırlık' başlığının yer aldığı blog kapağı; sağ alt köşede bir masanın etrafında toplanmış, üzerinde SKDM diyagramı bulunan dairesel bir kompozisyon içinde çalışan profesyonel ekip görseli.

SKDM 2026: Yeni Kurallar ve Uyum İçin Stratejik Hazırlık

Avrupa Birliği'nin Sınırda Karbon Düzenleme Mekanizması'ndan (SKDM, EU CBAM) bahsedildiğinde, çoğu kişinin aklına gelen şey oldukça basit: karbon yoğun ithalatlara yönelik bir vergi.

Devamını Oku

Mavi arka plan üzerinde beyaz renkle 'SKDM 2026: Yeni Kurallar ve Uyum İçin Stratejik Hazırlık' başlığının yer aldığı blog kapağı; sağ alt köşede bir masanın etrafında toplanmış, üzerinde SKDM diyagramı bulunan dairesel bir kompozisyon içinde çalışan profesyonel ekip görseli.

SKDM 2026: Yeni Kurallar ve Uyum İçin Stratejik Hazırlık

Avrupa Birliği'nin Sınırda Karbon Düzenleme Mekanizması'ndan (SKDM, EU CBAM) bahsedildiğinde, çoğu kişinin aklına gelen şey oldukça basit: karbon yoğun ithalatlara yönelik bir vergi.

Devamını Oku

Genç bir iş kadını, dijital karbon yönetimi verilerini gösteren bir tablet tutarken gülümsüyor. Arka planda Kapsam 3 emisyon raporlaması ve sürdürülebilirlik konularında dijital çözümlerin önemini vurgulayan grafikler ve endüstri simgeleri bulunuyor.

Kapsam 3 Emisyon Raporlamasında Dijital Çözümlerin Önemi

Kapsam 3 emisyon raporlaması, şirketler için artık göz ardı edilemez bir zorunluluk haline geldi. Tedarik zincirinden ürün kullanımına kadar uzanan bu dolaylı emisyonlar, bir şirketin gerçek karbon ayak izinin büyük bir kısmını oluşturur.

Devamını Oku

Genç bir iş kadını, dijital karbon yönetimi verilerini gösteren bir tablet tutarken gülümsüyor. Arka planda Kapsam 3 emisyon raporlaması ve sürdürülebilirlik konularında dijital çözümlerin önemini vurgulayan grafikler ve endüstri simgeleri bulunuyor.

Kapsam 3 Emisyon Raporlamasında Dijital Çözümlerin Önemi

Kapsam 3 emisyon raporlaması, şirketler için artık göz ardı edilemez bir zorunluluk haline geldi. Tedarik zincirinden ürün kullanımına kadar uzanan bu dolaylı emisyonlar, bir şirketin gerçek karbon ayak izinin büyük bir kısmını oluşturur.

Devamını Oku

Genç bir iş kadını, dijital karbon yönetimi verilerini gösteren bir tablet tutarken gülümsüyor. Arka planda Kapsam 3 emisyon raporlaması ve sürdürülebilirlik konularında dijital çözümlerin önemini vurgulayan grafikler ve endüstri simgeleri bulunuyor.

Kapsam 3 Emisyon Raporlamasında Dijital Çözümlerin Önemi

Kapsam 3 emisyon raporlaması, şirketler için artık göz ardı edilemez bir zorunluluk haline geldi. Tedarik zincirinden ürün kullanımına kadar uzanan bu dolaylı emisyonlar, bir şirketin gerçek karbon ayak izinin büyük bir kısmını oluşturur.

Devamını Oku

Mavi arka planda, iki avuç içinde tohum veya çekirdek tutan bir çiftçi.

Toprak Sağlığı Küresel Gıda Güvenliğinin Kritik Temeli

Küresel gıda tedarikinin %95'inin dayanağı olan Toprak sağlığı, dünya ekonomisi ve sosyal istikrar için hayati bir temeldir. Ancak, bu temel kaynak, yoğun tarım uygulamaları ve iklim değişikliğinin yıkıcı etkileri nedeniyle görülmemiş bir hızla bozulmaktadır.

Devamını Oku

Mavi arka planda, iki avuç içinde tohum veya çekirdek tutan bir çiftçi.

Toprak Sağlığı Küresel Gıda Güvenliğinin Kritik Temeli

Küresel gıda tedarikinin %95'inin dayanağı olan Toprak sağlığı, dünya ekonomisi ve sosyal istikrar için hayati bir temeldir. Ancak, bu temel kaynak, yoğun tarım uygulamaları ve iklim değişikliğinin yıkıcı etkileri nedeniyle görülmemiş bir hızla bozulmaktadır.

Devamını Oku

Mavi arka planda, iki avuç içinde tohum veya çekirdek tutan bir çiftçi.

Toprak Sağlığı Küresel Gıda Güvenliğinin Kritik Temeli

Küresel gıda tedarikinin %95'inin dayanağı olan Toprak sağlığı, dünya ekonomisi ve sosyal istikrar için hayati bir temeldir. Ancak, bu temel kaynak, yoğun tarım uygulamaları ve iklim değişikliğinin yıkıcı etkileri nedeniyle görülmemiş bir hızla bozulmaktadır.

Devamını Oku

low-angle photography of green leaf trees at daytime
Etkinizi artırmak için yanınızdayız

İklim hedeflerinizi eyleme dönüştürmenize yardımcı oluyoruz — veriye dayalı stratejiler, ölçülebilir sonuçlar ve kalıcı etkiyle sizi geleceğe taşıyoruz.

low-angle photography of green leaf trees at daytime
Etkinizi artırmak için yanınızdayız

İklim hedeflerinizi eyleme dönüştürmenize yardımcı oluyoruz — veriye dayalı stratejiler, ölçülebilir sonuçlar ve kalıcı etkiyle sizi geleceğe taşıyoruz.

low-angle photography of green leaf trees at daytime
Etkinizi artırmak için yanınızdayız

İklim hedeflerinizi eyleme dönüştürmenize yardımcı oluyoruz — veriye dayalı stratejiler, ölçülebilir sonuçlar ve kalıcı etkiyle sizi geleceğe taşıyoruz.

Life Climate, işletmelere sürdürülebilir ve

sorumlu bir gelecek için uzman çözümler

sunan lider bir iklim ve sürdürülebilirlik

danışmanlığı firmasıdır.

İletişim Bilgileri

Telefon: (0312) 481 21 42,

Faks: (0312) 480 88 10

E-posta: info@life-climate.com

Bültenimize Kaydolun

© 2025 Life - All Rights Reserved

Life Climate, işletmelere sürdürülebilir ve

sorumlu bir gelecek için uzman çözümler

sunan lider bir iklim ve sürdürülebilirlik

danışmanlığı firmasıdır.

İletişim Bilgileri

Telefon: (0312) 481 21 42,

Faks: (0312) 480 88 10

E-posta: info@life-climate.com

Bültenimize Kaydolun

© 2025 Life - All Rights Reserved

Life Climate, işletmelere sürdürülebilir ve

sorumlu bir gelecek için uzman çözümler

sunan lider bir iklim ve sürdürülebilirlik

danışmanlığı firmasıdır.

İletişim Bilgileri

Telefon: (0312) 481 21 42,

Faks: (0312) 480 88 10

E-posta: info@life-climate.com

Bültenimize Kaydolun

© 2025 Life - All Rights Reserved

İletişime Geçin

İletişime Geçin